Tahtadan Kalplere Can Vermek
- Düşler Sahnesi
- 24 Mar 2025
- 2 dakikada okunur
Geppetto’nun atölyesi, dışarıdan bakıldığında bir marangozhane gibi görünür: Talaş kokusu, duvara asılı keserler, köşede bir mengene, yerde birikmiş çivi başları… Fakat içeride olan şey yalnızca ahşap yontmak değildir. Orası, ruhun sessizce dile geldiği, duyguların tahtaya işlendiği, hayallerin parmak uçlarından kuklalara aktığı bir mekândır.
Geppetto’nun yalnızlığı dillidir. Konuşmaz, ama sesi oymasında, derinleşen çiziklerinde duyulur. Her tahta parçası, içinden geçirdiği bir anı gibidir; bazıları serttir, bazıları yumuşak, bazıları ise düzensiz damarlarıyla hatırlanmak istemeyen zamanları hatırlatır. O, bu parçaları tek tek elden geçirir. Çünkü bilir ki her kukla, aslında biraz da onun geçmişidir.
Pinokyo’yu yapmak, bir kukla üretmekten öte bir arzudur: Sevilecek, konuşacak, bazen karşı gelecek ama nihayetinde eve dönecek bir can yaratma isteği. Bizler de modern çağın Geppettolarıyız belki. Her gün yeni bir yüz çizeriz kendimize, sosyal platformlarda parlatılmış kişilikler üretiriz, ama içten içe hep aynı sorunun peşindeyiz: Gerçek olabilecek miyiz?
Geppetto, Pinokyo’ya “Yalancı olma” derken yalnızca burnunun uzamasını kastetmez. Asıl korktuğu, onun kendine bile yalan söylemesidir. Biz, hangi masallara inanarak yaşıyoruz? Kendimize hangi hikâyeleri anlatıp oymaya devam ediyoruz?
Atölyede zaman yavaştır. Her vuruş sabrın bir ölçüsüdür. Bir kol, bir bacak, bir burun… İnsan da böyledir aslında. Parça parça şekillenir, her yaş bir yanımızı oyar, her kayıp başka bir tarafımızı törpüler. Ve günün sonunda hepimiz biraz eksik, biraz eğri, ama yine de ayakta durmaya çalışan kuklalarız.
Bu haftanın sorusu şu:
“Kendimizi hangi parçalarla bir araya getiriyoruz ve o parçaların hangisi gerçekten bize ait?”
Unutma, Geppetto’nun Atölyesi bir marangozhane değil, ruhun geometriyle buluştuğu bir yerdir.
Ve belki de hayat, eksik parçaları tamamlamak değil, her kıymığıyla birlikte kendi ekseninde dönebilen bir daire olmaktır.Geppetto’nun Atölyesi,
Tahtadan Kalplere Can Vermek
Geppetto’nun atölyesi, dışarıdan bakıldığında bir marangozhane gibi görünür: Talaş kokusu, duvara asılı keserler, köşede bir mengene, yerde birikmiş çivi başları… Fakat içeride olan şey yalnızca ahşap yontmak değildir. Orası, ruhun sessizce dile geldiği, duyguların tahtaya işlendiği, hayallerin parmak uçlarından kuklalara aktığı bir mekândır.
Geppetto’nun yalnızlığı dillidir. Konuşmaz, ama sesi oymasında, derinleşen çiziklerinde duyulur. Her tahta parçası, içinden geçirdiği bir anı gibidir; bazıları serttir, bazıları yumuşak, bazıları ise düzensiz damarlarıyla hatırlanmak istemeyen zamanları hatırlatır. O, bu parçaları tek tek elden geçirir. Çünkü bilir ki her kukla, aslında biraz da onun geçmişidir.
Pinokyo’yu yapmak, bir kukla üretmekten öte bir arzudur: Sevilecek, konuşacak, bazen karşı gelecek ama nihayetinde eve dönecek bir can yaratma isteği. Bizler de modern çağın Geppettolarıyız belki. Her gün yeni bir yüz çizeriz kendimize, sosyal platformlarda parlatılmış kişilikler üretiriz, ama içten içe hep aynı sorunun peşindeyiz: Gerçek olabilecek miyiz?
Geppetto, Pinokyo’ya “Yalancı olma” derken yalnızca burnunun uzamasını kastetmez. Asıl korktuğu, onun kendine bile yalan söylemesidir. Biz, hangi masallara inanarak yaşıyoruz? Kendimize hangi hikâyeleri anlatıp oymaya devam ediyoruz?
Atölyede zaman yavaştır. Her vuruş sabrın bir ölçüsüdür. Bir kol, bir bacak, bir burun… İnsan da böyledir aslında. Parça parça şekillenir, her yaş bir yanımızı oyar, her kayıp başka bir tarafımızı törpüler. Ve günün sonunda hepimiz biraz eksik, biraz eğri, ama yine de ayakta durmaya çalışan kuklalarız.
Bu haftanın sorusu şu:
“Kendimizi hangi parçalarla bir araya getiriyoruz ve o parçaların hangisi gerçekten bize ait?”
Unutma, Geppetto’nun Atölyesi bir marangozhane değil, ruhun geometriyle buluştuğu bir yerdir.
Ve belki de hayat, eksik parçaları tamamlamak değil, her kıymığıyla birlikte kendi ekseninde dönebilen bir daire olmaktır.




Yorumlar